Kimse Kimsenin Mayınına Basmaz

Demokrat, Kahramanlık Hikayelerini Okuyucuları ile Buluşturmaya Devam Ediyor

Kimse Kimsenin  Mayınına Basmaz
Haber albümü için resme tıklayın

Çocukluktan, gençlik dönemine kadar askere gitme hayaliyle yanıp tutuşan, hatta lise eğitiminden sonra askere gitmek için üniversiteye dahi gitmeyen Kahraman Gazimiz Musa İrez’in hayat hikayesini sizler için derledik. Onun hayatının dönüm noktasıydı gazi olmak ve gazilik şerefine nail olabilmek. Tim Çavuşu olarak görev yaptığı dönemde mayına basmış ve kahramanlar listesine adını yazdırmıştı. Kadere inanıyordu, çünkü kimse kimsenin mayınına basmazdı. Kahraman gazimiz hikayesinde de yaşadığı bütün zorluklara rağmen her an, her haline şükretti ve bir gün olsun gaziliğinden şikayet etmedi.

1974 doğumlu olan ve 1996 senesinde askerliğe giden Musa İrez vatani görevini yapabilmek için liseden sonra tecilini bozdurduğunu ve askere gidişinin ardından terör örgütleriyle savaşıp gazi olduğu hikayesini Demokrat okurları ile paylaştı.

BU VATAN İÇİN NE YAPABİLİRİZ?

1996 senesi terörün en yoğun olan dönemlerinden birisiydi ve neredeyse her gün şehit haberleriyle uyanıyorduk. Bu durum bizim için her geçen gün daha da zor hale geliyordu. Köyden dört arkadaş vatanımız için ne yapabiliriz diye düşünürken liseyi bitir bitirmez tecilimizi bozdurmaya karar verdik. Tecilimizi bozdurmamızın ardından kendimizi acemi birliğinde görev için İzmir Narlıdere’de istihdam bölüğünde bulduk.

Bizim gittiğimiz dönemde Kardak krizi çıktı. Narlıdere’nin önü deniz olunca o dönem deniz olduğu gibi savaş gemileriyle doldu. Biz daha acemi birliğindeyken neredeyse Yunanlılarla savaşa girecektik. Sonrasında krizin çıktığı akşam dört katlı koğuşlarımızdan inerken deprem oldu. Nasıl indiğimizi bilemedik ve aşağıya indikten sonra bizi ormanlık bir alana götürüp çökmemizi istediler. Hepimiz yere çökmüştük ve ne çakmak ne kibrit hiç birisini bile kullanamadık savaş uçakları görüntü alır diye. Saz komandoları o dönem adalara çıkıp krizi sonlandırmalarıyla bizim bayrağımızı diktiler.

Depremin ardından eğitim alanlarımız sel basmasıyla çamur içerisinde kaldı. Mevzilerin içi boyumuza kadar suyla doldu. Usta birliğine hazırlanırken bizi yirmişer kişilik mangalara ayırdılar. O dönem biz nedenini bilmiyorduk. Komutanlarımıza neden ayırdıklarını sorduğumuzda bize yirmi kişilik mangaların tamamının güneydoğuya gideceğini söylediler. Gerçekten de öyle oldu.

SICAK BİR YATAKTA YATMADIK

Bizim de şansımıza Hakkari Çukurca çıktı. Biz Çukurca’ya gitmeden Köprülü Tabur diye bir yere gittik. Biz oraya gitmeden önce bizi toplanma merkezlerinde topladılar. Ben bilet bulamamıştım bayramdan sonra gidebilmek için. İlk toplanma yerimiz Elazığ’dı. Isparta’dan Elazığ’a gitmek için bilet aldım ve 44 numara diye tabure gösterdiler bana. 14 saat boyunca aynı köyden gittiğimiz arkadaşımla yarı onun yanına üç kişi sığarak yarı tabureyle 14 saat yolculuk geçirdim. Elazığ’da yatacak yerimiz yoktu. Biz yaklaşık iki hafta o toplanma bölgesinde kaldık. Geceleri sabuna benzeyen bir bisküvi vardı onu veriyorlardı. Bazen yemek gelip gelmediğini hatırlamıyorum ama yemek masalarının üzerinde yattığımızı çok iyi hatırlıyorum. Bizi almaya geldiklerinde eski otobüslerden biriyle gelmişlerdi ve bagajın kapakları yoktu. Bizi bindirip Muş’a götürdüler. Bir gece de orada kaldık. Muş’ta da sandalyelerin üzerinde yattık. Van’da da bir gece kalmamızın ardından yolculuğumuz devam etti. Aslında gideceğimiz alan çok yakındı ama güvenlik olmadığı için üç dört saat yapılan yolculuğun ardından mutlaka bir yerde konaklamak zorunda kalıyorduk. Hakkari merkezde de kalmamızın ardından Köprülü Taburuna gittik. İki üç gün de orada konaklamamızla beraber bizi Çığlı Köyü 17. Jandarma Sınır Bölük Komutanlığına götürdüler. Burada artık usta birliğine başladık.

OLAYIN OLMADIĞI EN RAHAT YER ÇIĞLI DİYORLARDI

Biz oraya ilk gittiğimizde bize olayın olmadığı en rahat edebileceğiniz yer burası diyorlardı. Hemen hemen her tarafta olay olmasına rağmen burada olay olmuyor diyorlardı bize. Çığlı’da yüzme havuzumuz bile vardı. Rütbelilerin girip çıkmasıyla biz de havuza girip yüzerdik. İlk zamanlar bir iki ay kadar gerçekten de olaysız geçmişti. Kış aylarına da denk gelmesiyle pek olay yaşanmıyordu. Bahar aylarına doğru boyumuza kadar kendi mevzilerimizi ördük çamur ve taşla. Bunların bitmesiyle ve karların yavaş yavaş erimesiyle artık bizde dağlara çıkıyorduk hem kendi botumuz hem kar botumuz vardı ayağımızda. Hakimtepe’yi artık biz koruyorduk. Bazen iki tim, bazen üç, bazen de tek tim olarak çıkıyorduk çevre güvenliği için. İlk mayıs ayında 50 kişilik bir terörist grup bizim bölüğümüze saldırdı. Biz hemen hemen uyumak üzereydik hatta bazılarımız da uyumuştu. Biz direkt tüfeğimizle beraber mevzilere koştuk. O gün bir kayıp vermedik geri püskürttük onları.

DÜRBÜNLE BAKARKEN TERÖRİSTLE GÖZ GÖZE GELDİM

Bir ayda, beşer gün aralıklarla taciz ateşinde bulundular. Bize rahat denilen ve bizim de rahat dediğimiz yerde artık biz çatışmaya alışmıştık. Gündüzleri Hakimtepe’ye çıkmaya devam ediyorduk. Ben tim çavuşu olduğum için bende hem normal gece görüş dürbünü var hem teleskop var. İkisi de bende duruyordu. Bir gün sabah yine dürbünle etrafı kontrol ederken teröristle göz göze geldim. O beni izliyor, ben onu izliyordum. Komutanımızı aradım hemen bizi gözetlediklerini söyledim. Topçu birliği hemen oraya atış yaptı. İki tane atışın sonunda biz indik ve benim gösterdiğim yere bir tim gönderdiler. Orada eski Irak karakolu vardı orayı mevzileyip tuzaklamışlar. Benim gördüğüm yerde bize tuzakladıkları yerde terörist parçalanmıştı. Ara ara göz göze gelir olmuştuk teröristlerle. Haziran’a doğru çatışmalar daha da artmaya başladı. Bir çatışmaya girdiğimizde yorgun mermiye şahit oldum. Uçak savar mermisinin namlusu öyle bir ısınmış ki, tabi ısındıktan sonra hızını kaybetmesiyle mermi gözümün önünde yere düştü.

BİZ TERÖRİSTLERE LEŞ DİYORUZ

Yine bir gece çıktığımızda kaza gibi bir şey oldu. Gece görevlerine Hakimtepe’ye iki tim olarak çıkıyorduk. Birinci tim benim timimdi. Akıncılar timiydi benim timimin adı. Diğer timin adı da Yavuz timiydi. Ben, timimi mevzilere yerleştirdim. İkinci timde dere yatağından çıkıp gelen arkadaşımızın mevziden haberi yokmuş. Arkadakilerin ayak seslerini terörist zannedip dönüyor ve arkasını taramaya başlıyor. Arka mevzideki kişi de bizim arkadaşımızı vuruyor. Arkadaşımızın gözüne gelip onun gözünü kaybetmesine sebep oldu. Biz orada teröristlere leş diyorduk. O çatışmada 14 leş aldık. Çatışmada bir tane koruyucumuzu şehit verdik. Koruyucumuzu şehit vermemizin sebebi maalesef onun dikkatsizliğinden oldu. Normal asfalttan yürüyerek çatışma bölgesine doğru giderken keskin nişancı tarafından vuruldu. Bizim asker timinden hiçbir kaybımız olmadı. 14 teröristi etkisiz hale getirdik. Yaz boyu neredeyse uyutmadılar desek yeridir. Yerlere pusu attılar bölüğümüzü taradılar ve birçok çatışmaya girdik. 76/1 devreler vardı onlara asfaltın üzerinde pusu atıyorlardı. Allah’tan onlarda hiç kayıp vermemişti. Araçların arkalarına saklanıp hiç kayıp vermeden karşı tarafın kayıp vermesini sağlıyorlardı. Onlar pusu atmasa bizim askerimiz kayıp vermeyecek. Biz her zaman güçlü ve her zaman öndeyiz. Acemi er bile olsa bir şekilde tüfek kullanmayı biliyorlardı. Pusuya düşmediğimiz sürece kayıp vermiyorduk biz.

KİMSE KİMSENİN MAYININA BASMAZ

Kuzey ırak sınırında kaçakçılık yapan bazı köylüler bize diler ki; “ Biz önden katırı, eşeği gönderiyoruz ki eğer mayına basarsa eşek bassın, katır bassın. Ama biz eşeği, katırı göndersek bile bazen onlar gidiyor hiçbir şey olmuyordu. Onların ardından aynı yoldan biz gidiyorduk ama biz mayına basıyorduk. Bu sebeple de kadere atıfta bulunup kimse kimsenin mayınına basmaz” diyorduk dedi. Yani anlayacağınız kaderinizde yoksa eğer tehlike bir şekilde sizi teğet geçiyordu.

BİZİM EN BÜYÜK KORKUMUZ MAYINDI

Bizim en büyük korkumuz çatışma değildi. Çatışmalardan bizim hiçbir askerimiz korkmaz. Başımızdaki komutanımızda korkmaz, er de korkmaz, acemi de korkmaz. Bizim oradaki en büyük korkumuz mayındı. Mesela 6 kilometrede bir bölük ya da karakol oluyordu. O altı kilometrelik aradan geçiş yapabiliyorlardı. O geçişi yaparken bizim güvenlik aldığımız ve hareket edeceğimiz yerlere mayın yerleştirirlerdi. Bizim erzak almak için oradan geçeceğimizi bilirlerdi. Kendileri Türkiye tarafına geçerlerken her tarafa mayın döşeyip giderler. Mayın dedektörlerimizle bunun önlemini alıyorduk. Önde mayın dedektörcü kontrol ederdi biz öyle gitmeye devam ederdik. Ama hani şöyle bir şey var orası yıllardır çatışma bölgesi olduğu için metal çok fazla. Mesela mermi kovanı, mermiyi tutan mayon çok fazlaydı. Sigara içerisindeki jelatine kadar ötüyordu dedektör. Tabi dedektörü kullanan arkadaşımızın haliyle her tarafı çevirme şansı yoktu. Her tarafı çevirmeye kalksa ne zamanımız ne günümüz yetmeyecekti. O da en fazla gürültü aldığı yeri taşla çevirir ve buradan geçmeyin derdi. Biz de onun dediğini yapar ve onu takip ederdik.

AYAĞIMA BAKTIĞIMDA BOTUM LİME LİME OLMUŞTU

Tarihler 17 Ağustos 1996’yı gösterdiğinde iki koruyucu, iki de kendi timimiz olarak bölüğümüzden çıktık. Yürüyerek asfaltın kenarından erzak ve mühimmat almaya çıktık sabahın erken saatlerinde. Daha kahvaltı bile etmemiştik. Komutanlarla beraber toplamda 39 kişi civarındaydık. Ben tim çavuşu olunca mevzilere arkadaşlarımı tek tek yerleştirdim. Sonrasında biz kahvaltı yapmayınca arkadaşım ateş yaktı ve bana döndü dedi ki;

“ Ateşi yaktım, kavurmalarımızı ısıtıp kahvaltımızı yapalım.” Dedi. Ben de tamam, kimse mevzisini terk etmesin dedim. Yanlarında mevzi yoksa anlaşıp üç mevzi bir kişi gönderip alsın yiyecek dedim. Ben de kavurmamı kendim ısıtmaya götürdüm. Geri geldiğimde öyle bir patlama oldu ki, çıkan patlamayla beraber sol tarafıma yattığımı hatırlıyorum. Kulağım patlamanın etkisiyle sadece bağırışların sesini duyuyordu. Sonra kalkıp doğruldum ve ayağıma baktım. Ayağımdaki bot lime lime olmuştu. Sanki botu bıçakla beş parçaya ayırmış gibiydiler. Yine de metanetime kaybetmedim ve bayılmadım. Bağırışları duyuyordum. Bizim her timde sıhhiyeci vardır. Beni hemen pançoya koymuşlar ve helikopteri çağırmışlar. Helikopter de aşağıya asfaltın oraya inmiş. Asfaltla benim mayına bastığım alan yaklaşık 10-15 metre mesafedeydi. Ben yukarıdaydım, helikoptere inerken bir anda ellerim ve ayaklarım kasılmaya başladı. Oradan kan boşaldıkça vücudumun her yeri kasılmaya başladı. Kan boşaldıkça ben kelime-i şehadet getirmeye başlamıştım. Kan çekildikçe vücudumda iyice halsizleşmeye başlamıştım ve o an tampon yapmalarıyla kanı durdurdular.

kimse-kimsenin-3.jpg

BEN ÖYLE ASKERLER GÖRDÜM Kİ HALİME ŞÜKRETTİM

Hakkari Askeri Hastanesi’nin ameliyatına girinceye kadar her şeyi hatırlıyorum. Ta ki ameliyat masasına yatıp oradaki ışıkları görene kadar her şeyi hatırlıyordum. Ondan sonra bütün her şey gitti bende. Sabah kalktığımda bir baktım ayağım sarılıydı. Ayağımı kesmişler. Ayağımda o an çok ağır bir ağrı vardı ve o yaşadığım ağrıyı size tarif edemem. Bir uzvunuz kesiliyor ve bunun acısını tarif edebileceğim hiçbir şey yok. Kesildiğinde ve mayına bastığımda olayın sıcaklığıyla hiçbir ağrı hissetmemiştim. Ama kesilmesinin ardından ertesi gün inanılmaz derece de ağrım vardı.

Hemşirenin biri bırakıp gitti, Elazığlı bir asker geldi ve bana abi ben senin başındayım sen merak etme dedi. Allah razı olsun onu hiç unutmam o ilgilendi benimle. Daha sonra bir hemşire geldi ve hemşire Ispartalıymış. Onun da tedaviye desteğiyle beraber biraz daha iyiydim. Orada çok fazla kalmadım. Ameliyattan üç dört gün sonra Diyarbakır Askeri Hastanesine gönderdiler. Diyarbakır Askeri hastanesinde benimle ilgilenen hiç kimse olmadı. İki gün oralarda süründüm gibi resmen.

İki gün orada durmamın ardından yük helikopteriyle bizi Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne götürdüler. Oraya gittiğimde öyle askerler gördüm ki ben halime şükrettim. Kiminin yüzüne mayın patlamıştı, kiminin iki ayağı yoktu, kimin gözü yoktu. Herhalde benimle beraber 10 asker nakil oldu o dönem GATA’ya. GATA artık mezbahane gibiydi. Her yerde gazi askerler vardı. O an biz nereye geldik böyle diye sorduk kendimize. O dönem GATA çok kötüydü. Ayağımı kesmişler yarım topuğu tutturmak için platin takmışlar, dirseğe kadar demir takmışlar. O ayağın üzerine iyileşmeden basamıyorsun zaten. O halimle orada gördüğüm askerlerden sonra kendi durumuma şükrettim.

HAVA DEĞİŞİMİ İÇİN KÖYE GÖNDERDİLER

En son müdahalelerimi yapmak için köye gönderdiler hava değişimi için. Köyde o dönem sağ olsun belediye başkanı küçük bir otobüs göndermiş. Sadece otobüste ailem ve ben vardık. Ben oraya gittiğimde benden önce hava değişimine gelen ve yarasına bakmadan mikrop kaptıran kişiler gördüm. Orada daha kötü acılar çektiklerini gördüm. Köye gittiklerinde iyi bakım yapılmamış. Yaraların olduğu yerler hep iltihap kapmış o kişilerde. Ben onları gördükten sonra köydeki sağlıkçımıza sabah akşam gelip pansumanı yenilemesini rica ediyordum. Çünkü orada Çorumlu bir hemşire vardı ve irinlerin üzerine baskı uygulayıp yaradan çıkartırdı. Askerlerin o irin çıkartılırken ağladıklarını biliyorum. Hava değişiminin ardından geri GATA’ya gittiğimde platini çıkaralım dediler. Platini beni bayıltmadan matkabın ucuna taktılar ve çevirtip ayağımdan çıkarttılar. O çıkardıkları yerden pis kan boşaldı. İki üç gün daha kalmamın ardından protez bölümüne gönderildim. Yaranın iyileşmesiyle protez takabileceklerini söylediler. İlk protezimi GATA’da yaptılar. Ben başlarda çok endişeleniyordum.

Çocukluğumda köyde futbol oynardım ve arkadaşların arasında oyunun vazgeçilmezi gibiydim. Kendi kendime artık ayağım yok bu saatten sonra topta oynayamam dedim. Moralimin bozuk olduğunu görünce doktor önceki protez taktığı kişileri yanıma getirdi. Dört beş protezli arkadaşı benim önümde yürüttü ve bana da moral geldi. Bu kişiler yürüyebiliyorsa ben de yürürüm dedim. Bana sonrasında protezi taktılar ve hatta ben o kişilerden daha iyi yürümeye başladım. İlk fizik tedavide yürüyüşlere çok dikkat etmemin faydasını o zaman gördüm. O gün bugündür hiçbir sıkıntı yaşamadım. Çoğu kişi de ayağımda protez olduğunu bilmez. Hatta bazı kişiler otobüse bindiğimde yüzüme karşı bunun neresi gazi diye söyleniyorlardı. Eskiden Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği başkanıydım ve çoğu üyemiz benim protez kullandığımı bilmezdi. Bir gün hep beraber futbol turnuvası düzenlediğimizde gördüler.

BEN NE KAYBETTİĞİMİN FARKINDA BİLE DEĞİLDİM

Ben öncesinde Antalya’nın Side ilçesinde turizm işinde çalışıyordum. Geri döndüğümde de çalışmaya devam ederim diye düşünüyordum. Bu olay olduktan sonra bu saatten sonra bu ayakla orada çalışamayacağımı biliyordum. Çünkü orada yaptığımız iş devamlı hareket gerektiren bir işti. Bu ayakla en fazla üç dört saat ayakta durabilirdim. Ben orada çalışırken yeri geliyordu sekiz dokuz saat kadar ayakta kalıyordum. Ben bu saatten sonra ne yapabilirim diye düşünüyordum hep. Ben bir şeyi kaybettim ama ne kaybettiğimin farkında bile değildim. İleri de ne yapabileceğimi bilmiyordum. O dönem bize iş hakkı vermişlerdi ama ben daha kendimi toparlayamadığım için iş hakkımı devretmiştim. Kendim de işsiz kalmıştım o dönem. Köyde kahve ortamında takılırken arkadaşlarımdan bir tanesi sana ehliyet alalım dedi. Ben de bu ayakla ne ehliyeti nasıl araba kullanırım bu halde dedim. O da bana araba sürmeyi öğretebileceğini söyledi. Onun sayesinde arabayı öğrendim. Babamda benim haberim yokken beni ehliyete yazdırmış. Gittim ehliyetimi aldım, sonrasında arabamı da aldık. Araba kullanmaya başladıktan sonra kendime güvenim de yerine geldi.

AİLEM BANA UZVUMUN EKSİKLİĞİNİ HİSSETTİRMEDİ

Ailem her an destekçimdi. Her zaman yanımda oldular. Bana ayağım yok gibi değil de her zaman ayağım varmış gibi davrandılar. Normal insan gibi davranıp bana elma toplattılar, yeri geldi kasa kaldırttılar. Bana uzvumun eksikliğini hissettirmediler. Ben tabi çok sonradan duydum. İlk yaralanma haberimi aldığımda çok fazla üzülmüşler, ağlamışlar. Ama ben oradayken üzüntülerini bana hiç hissettirmediler.

(Sümeyye Savcı)

27 Kas 2023 - 11:31 Isparta/ Isparta- Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Demokrat32 Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Demokrat32 hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Demokrat32 editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Demokrat32 değil haberi geçen ajanstır.

02

Mustafa Çağlayan - Oy sa musa bi kaç gün önce mayına basmış benden önce gelmiş haberim yok .izne gelip duyunca hayatımın şokunu yaşadım. Neredeyse beraber büyüdüğümüz çocukluktan askere kadar ayrilmadigimiz arkadaşım mayına basmış çok üzüldüm daha 15 20 gün önce konuştuğum can arkadaşım gazi olmus . Ama Allah a şükür ki ayakta ve hala beraberiz

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 27 Kasım 11:31
01

Mustafa Çağlayan - Can dostum Musa tecili beraber bozdurup askere gitmiştik otobüste 44 numaralı olmayan koltugu vermişler birlikteydik arada taburede yolculuk yapıyordu ara ara dinlensin rahat etsin diye yer degisiyordum bazen de 3 kişi oturuyorduk Elazigda ben iki gece kaldım bingöle gittim musa iki hafta kaldı orda yollarımız ayrıldı bazen telefonda konuşuyorduk tabi telefonlar çalışırsa. Son konuşmamızda hazirandı sanırım 96 yılı ben yakında izne gideceğimi söyledim izin alabilirsen sende gel demiştim

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 27 Kasım 11:31