İnsan çalışır yorulur, koşar yorulur, bir şeylerle savaşır yorulur. Umut etmenin verdiği yorgunluk ise arada saklanır kalır. Aidiyetten, kimsesizlikten bahsetmişken bu umut denilen yumuşak tonlu acıdan söz etmeden olmazdı.
Olumlu görülen ve fazlasının insanı nasıl tüketebileceğini çoğu zaman fark etmediğimiz bu kavram, bazen rezil bir kara deliğe dönüşür. Genelde “Umudunu kaybetme” denir ama umut etmek de bir yük olabilir. Sırtında taşıdığın yükün kambura dönüşmesi, pasif umudun tek dokunuşuyla gerçekleşir. Bir insanın değişmesini, bir sürecin sona ermesini, kötülükten sonra iyiliğin gelmesini umut etmek… Bir şeyleri askıda tutmaktır. Pasif düşüncelerde boğulup işlevsiz şekilde umut etmek, olduğun yerde durmaktır. Ve fark etmeden umut etmenin yerini beklemek alır. Yaşamaktan çok beklemeye başlarız.
Beklemek görünmez bir çabadır. Hiçbir şey yapmadığını sanırsın ama zihnin sürekli aynı yerde dolaşır. Aynı ihtimaller, aynı senaryolar, aynı sorular…
Bir süre sonra umut, ekmek olmaktan çıkıp prangaya dönüşür.
Bu yüzden sanmayın ki umutsuz insanların çabası yoktur. İnsan önce umut eder, sonra vazgeçer. Ama her vazgeçiş bir yenilgi değildir; bazen de bir kurtuluştur. Çünkü bazı umutlar gerçekleştiğinde değil, bırakıldığında özgürleştirir.