Vajinismus, pek çok kadının yaşamasına rağmen konuşmaktan çekindiği, bu nedenle de çoğu zaman geç fark edilen bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor. Fizyoterapist Sümeyra Akpınarlı, vajinismusu vajinal kasların istemsiz şekilde kasılması sonucu cinsel birlikteliğin zor ya da imkânsız hâle gelmesi olarak tanımladı. Bu kasılmalar kişinin kontrolü dışında gelişiyor ve genellikle yoğun korku ile kaygı eşlik ediyor.
Özellikle üreme çağındaki kadınlarda daha sık görülen vajinismus, toplumda sanıldığından çok daha yaygın. Akpınarlı’ya göre cinselliğin tabu olarak görülmesi ve bu konuda yeterli bilgilendirmenin yapılmaması, sorunun fark edilmesini ve çözüm sürecine girilmesini zorlaştırıyor.
Vajinismus çoğu zaman disparoni ile karıştırılsa da iki durum arasında önemli farklar bulunuyor. Disparoni, cinsel ilişki sırasında ağrı yaşanmasıyla tanımlanırken, vajinismusta temel sorun ağrıdan ziyade kasılma, kaçınma davranışı ve penetrasyonun gerçekleşememesi oluyor. Bazı vakalarda her iki durum birlikte görülebiliyor.
Vajinismusun ortaya çıkmasında birçok faktör etkili olabiliyor. Cinselliğe dair yanlış ve korkutucu bilgiler, yoğun kaygı, geçmişte yaşanan travmatik deneyimler ve kültürel baskılar bu faktörlerin başında geliyor. Özellikle ilk geceye dair abartılı ya da korku içeren anlatılar, kadınların bilinçaltında tehdit algısı oluşturarak vajinal kasların refleks olarak kasılmasına yol açabiliyor.
Pelvik taban kaslarının istemsiz kasılması, vajinismusun temel mekanizmalarından biri olarak dikkat çekiyor. Tehlike algısı ile kasılan bu kaslar, ağrıya neden oluyor ve zamanla ağrı–korku–kasılma döngüsü gelişiyor. Bu döngü kırılmadığında sorun kalıcı hâle gelebiliyor.
Fizyoterapist Sümeyra Akpınarlı, kültürel ve toplumsal faktörlerin vajinismus üzerindeki etkisinin büyük olduğuna vurgu yaparak, cinselliğin ayıp ya da tabu olarak öğretilmesinin kadınlarda suçluluk ve korku duygularını artırdığını belirtti. Akpınarlı, doğru bilgilendirme ve uygun tedavi yaklaşımlarıyla vajinismusun çözülebilir bir sorun olduğunun altını çizdi.




