Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Mühendislik Fakültesi, Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Zeynep Banu Seydim, kefirin özellikle kalın bağırsak mikrobiyotası ve bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çekti. Prof. Dr. Seydim, “Düzenli olarak günde en az bir bardak, yani 200-250 mililitre gerçek kefir tüketimini öneriyoruz” dedi.

Prof. Dr. Seydim, kefirin sindirim sistemi üzerindeki etkilerinin uzun süredir bilimsel çalışmalarla ortaya konulduğunu belirterek, özellikle kalın bağırsak mikrobiyotasını desteklediğini vurguladı. “Kalın bağırsak sadece sindirimin son aşaması değildir. Aynı zamanda bağışıklık sisteminin önemli bir merkezidir. Buradaki mikrobiyota ne kadar dengeli ve güçlü olursa, bağışıklık sistemimiz de o kadar güçlü olur” diyen Seydim, kefirin bu dengeyi destekleyen en önemli fermente ürünlerden biri olduğunu ifade etti.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ TÜKETTİĞİMİZ GIDALARLA ŞEKİLLENİYOR

Günümüzde virüsler, bakteriler ve çeşitli mikroorganizmaların insan sağlığını tehdit ettiğini hatırlatan Prof. Dr. Seydim, bu noktada en güçlü savunmanın yine insanın kendi bağışıklık sistemi olduğunu söyledi. “Bağışıklık sistemi kendi kendine güçlenmez. Aldığımız ve düzenli tükettiğimiz gıdalar bu sistemi doğrudan etkiler. Gerçek kefir bu açıdan çok kıymetli bir besin. Antimikrobiyel ve antiviral etkileri bilimsel olarak ortaya konmuş durumda” dedi. Covid-19 pandemisi döneminde de kefirin bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkilerine ilişkin çalışmalar yapıldığını belirten Seydim, kefirin destekleyici rolünün dikkat çektiğini ifade etti.

ANTİKANSEROJEN VE ANTİOBEZİTE ETKİSİ

SELÇUK ANTALYA’YA DEĞER KATANLARLA BULUŞTU
SELÇUK ANTALYA’YA DEĞER KATANLARLA BULUŞTU
İçeriği Görüntüle

Kefirin sadece bağışıklık sistemiyle sınırlı kalmadığını dile getiren Prof. Dr. Seydim, antikanserojen ve antimutojenik özelliklerine de işaret etti. SDÜ’de yapılan akademik çalışmalara değinen Seydim, obezite üzerine yürüttükleri araştırmada kefir tüketiminin bazı obeziteye neden olan genler üzerinde olumlu etkiler gösterdiğini söyledi. “Çalışmalarımızda kefir tüketiminin obeziteyle ilişkili bazı genleri baskılayıcı yönde etki gösterdiğini gözlemledik. Bu da kefirin antiobezite potansiyelini ortaya koyuyor” dedi.

LAKTOZ İNTOLERANSI OLANLAR DA TÜKETEBİLİYOR

Prof. Dr. Seydim, kefirin laktoz intoleransı olan bireyler için de önemli bir alternatif olduğuna dikkat çekti. “Kefirde fermantasyon süreci sırasında laktoz oranı azalıyor. Aynı zamanda yoğun mikrobiyota sayesinde yüksek miktarda enzim oluşuyor. Bu enzimler hem sindirimi kolaylaştırıyor hem de vücut için fayda sağlıyor. Bu nedenle süt tüketemeyen birçok kişi kefiri rahatlıkla tüketebiliyor” diye konuştu.

ÖNEMLİ OLAN GERÇEK KEFİR

Prof. Dr. Zeynep Banu Seydim, kefir tüketiminde ürünün niteliğinin de önemli olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı: “Gerçek kefir, zengin ve canlı bir mikrobiyotaya sahiptir. Bu yoğun mikrobiyota tarafından sentezlenen enzimler de sağlığımız açısından oldukça değerlidir. Düzenli ve bilinçli tüketimle kefir, hem sindirim sistemini hem de bağışıklık sistemini güçlü şekilde destekleyebilir.”

Muhabir: Yavuz Akol