Toprağa atılan her tohum, kendinden bir şey taşır. Kimi bereketi, kimi kuraklığı, kimi ise yıllardır taşınan bir yükü…
İnsan da böyledir. Bugün sahip olduğumuz birçok duygu, korku, davranış ve eksiklik yalnızca bize ait değildir. Bazıları bizden önceki nesillerden miras kalmıştır. Tıpkı bir ata tohumu gibi.
Önceki yazılarımda bahsettiğim birçok duygunun ve yaşantının temelinde yatan en büyük etkenden söz etmek istiyorum: ebeveynler. Bu bir suçlama ya da kaçış yazısı değil. Aksine, yetişkinlerin kendi sorumluluklarını fark etmesi için bir başlangıç.
Bir çocuğun sevgi, saygı, güven ve kabul görme gibi temel ihtiyaçları karşılanmadığında, bu eksiklik çoğu zaman nesilden nesile aktarılır. Bugün sıkça eleştirilen, kendini yalnız hisseden, aidiyet kurmakta zorlanan ya da ilişkilerinde yaralanan bireylerin bir kısmı, bu aktarımın sonucudur.
Elbette insanların yaşadığı travmaların, yoksulluğun, şiddetin gerçekliği vardır. Ancak yaşanan acılar, onları çocuklara taşımayı haklı çıkarmaz. Çünkü anne babaların taşıyamadığı yüklerin bedelini çocuklar ödememelidir.
Henüz dünyayı anlamaya çalışan bir çocuğa dert ortağı muamelesi yapmak, ondan duygusal destek beklemek ya da yetişkin sorunlarını onun küçük omuzlarına bırakmak; görünmez ama ağır bir kambur bırakır. Çocuklar ebeveynlerinin yaralarını sarmak için değil, kendi hayatlarını kurabilmek için dünyaya gelirler.
Her nesil kendinden sonrakine bir tohum bırakır. Kimi sevgi eker, kimi korku. Kimi güven bırakır, kimi eksiklik. Önemli olan, bize bırakılan tohumu olduğu gibi aktarmak değil; ne taşıdığını fark edip dönüştürebilmektir. Miras alınan her şey aktarılmak zorunda değildir. Bazen yapılması gereken tek şey zinciri kırmaktır.