Hafızanın Seçtikleri

Hafızamızı güçlendirmek için sayısız yöntem var. Daha iyi hatırlamak, daha az unutmak, hiçbir ayrıntıyı kaçırmamak... İyi bir zihnin hatırlamaktan ibaret olduğunu sanarız. Oysa kimse şu soruyu sormuyor: Ya unutamasaydık? Her kırgınlığı, her utancı, her gereksiz ayrıntıyı aynı canlılıkla taşısaydık, zihnimiz gerçekten bu kadar hafif kalabilir miydi?

Zihnin en büyük başarısı, kusursuz bir hafızaya sahip olmak değil; gerektiğinde unutabilmesidir. Çünkü unutmak, beynin kusuru değil, bizi hayata hazırlayan en sessiz becerilerinden biridir. Her şeyi hatırlamak güçlü bir hafızanın göstergesi olabilir. Ama neyi geride bırakacağını bilmek, bazen hatırlamaktan daha iyidir.

Unutmayı çoğu zaman hafızanın kusuru gibi görüyoruz. Oysa beyin, yalnızca depolayan bir arşiv değildir; aynı zamanda ayıklayan bir editördür. Her gün milyonlarca bilgiyle karşılaşıyor, bunların büyük bölümünü sessizce geride bırakıyor. Bunu yapmasa, yeni bir şey öğrenmek bile güçleşirdi. Demek ki unutmak, zihnin vazgeçmesi değil; yer açmasıdır. Beyin bazen bizi unutturarak korur.

Friedrich Nietzsche'nin, "Unutmadan yaşamak bütünüyle imkânsızdır." sözü, yazının başından beri sorduğumuz sorunun cevabı gibi. Hafıza sadece biriktirseydi, hayatın yükü her gün biraz daha ağırlaşırdı. Oysa zihnimiz, hatırladıkları kadar unuttuklarıyla da bize yer açıyor. Bu yüzden insanı hayata bağlayan yalnızca aklında kalanlar değil, geride bırakabildikleridir.

Hafızanın gerçek gücü, her şeyi eksiksiz saklamakta değil; hangilerinin bizimle kalacağına karar verebilmesindedir. İnsan yalnızca hatırladıklarıyla değil, unutabildikleriyle de yoluna devam eder. Zihnimiz bazen bizi korur, bazen hafifletir, bazen de farkına varmadan yeniden başlayabilmemiz için sessizce yer açar. Çünkü insan bazen unuttuğu için değil, unutamadığı için yorulur. Bu yüzden unutmak, kaybetmek değil; hayata yeniden yer açmaktır.

Güzel unutmalara.