“Ata Tohumu"nda toprağa atılan her tohumun bir sonraki nesle ne taşıdığından söz etmiştim. İnsan da böyledir; bazen bereketi taşır, bazen de taşınması imkansız bir yükü… İnsan, kendi hayatının direksiyonunda oturduğuna inanmayı sever. Oysa geriye dönüp bakıldığında, o geniş parantezi dolduran tercihlerin kaçı gerçekten bizimdir? Ne kadarı kalbimizin özgürce attığı yöne ait, ne kadarı sessizce önümüze uzatılan o mecburi kabullenişler?
Kitle iletişiminden toplumun tıkır tıkır işleyen çarklarına kadar her yeri saran "rıza üretimi", tam da bu sessiz teslimiyetin gölgesinde büyür. Önümüze çizilen daracık oyun alanında kendimizi özgür sanırız. Garanti işler, zamanında yapılmış evlilikler, taksitle satın alınmış konforlar ve paketlenmiş başarı hikayeleri… Hepsini iştahla yutarız. Oysa o süslü ambalajları sıyırdığımızda elimizde kalan tek şey, kalıplaşmış bir sinmişliktir. Biz buna "yaşamak" deriz; ama gerçekte yaptığımız, bize biçilen rollere razı olmaktır. Rıza üretilir; biz de önceki nesilden kargolanan bu paketlenmiş hayatla karnımızı doyururuz.
En tehlikeli baskı ise şiddetle değil, şefkatle gelendir. Bir ebeveynin "Ben yapamadım, sen yap" cümlesi ilk bakışta yaralı bir temenni gibi durur. Oysa arkasında kendi arzuladığı hayata razı gelmiş bir ruhun ezici yükü saklıdır. Kendi yarım kalmışlığını bir sonraki kuşağın omuzlarına bırakan bu söylem, çocuğun zihnine ödenmesi imkansız bir vicdan borcu kazır. Çocuk artık kendi potansiyelini arayan bir birey değil, bir başkasının telafi projesidir.
Ve bu ikilemde verilen her onay, bir özgür irade beyanı değil; suçlu hissetmeme arzusudur. Birey, sevgiyi ve kabulü kaybetmemek adına sessizce başını eğer. Zamanla başkalarının beklentilerini kendi arzusu sanacak kadar özüne yabancılaşır. Görünmez rıza baskısının en yıkıcı tarafı da budur zaten: İnsana neye, neden itiraz edeceğini bile unutturur.
Günün sonunda elimizde; yaşadığı kırık dökük hayata zoraki anlamlar yükleyen, "Buna da şükür" diyerek içindeki erteleme hissini bastırmaya çalışan ruhlar kalır. Her şeyi "doğru" yapmış ama hiç kendi olamamış insanlar…
Kendi yolunu çizmeyi erteleyen herkes, başkasının yarım bıraktığı hayatı yaşayarak ömrünü tüketir. Ancak insan, o görünmez rıza zincirlerini kırmayı göze aldığında, başkalarının ona uygun gördüğü rüyadan uyanıp kendi hayatına adım atabilir.